Döşemealtı Hacılar Medyum Esin
Zeytinliklerin arasında unutulmuş bir avlu evinde Döşemealtı Hacılar Medyum Esin’in izi sürülür yıllardır. Köylüler onu ilk kez bir hasat sabahı fark etmiş; yaşlı bir adam traktörle tarladan dönüyormuş, Esin kapıdan seslenmiş, “Dur, sola çek; sağ teker patlak.” Adam bakmış, gerçekten lastik yırtıkmış, kazadan dönmüş. Esin içeri geçmiş, sobayı harlamış, demlik ocağa konmuş; sanki sıradan bir komşuymuş gibi davranırmış. Ama o günden sonra sıra oluşmuş kapısında: Kimisi tarlasının kuruduğunu söyler, kimisi evladının yoldan çıktığını. Esin hep aynı soruyu sorarmış, “Neyi unuttun sen?” Cevaplar dökülürken, kadın bir iplik çeker gibi düğümleri açarmış.
Esin’in sezgileri köyün nabzıyla atar; serin gecelerde avluda yıldızlara bakar, rüzgârın getirdiği kokuları tartar. Bir nine koşmuş bir akşamüstü, “Gelinim büyülenmiş, evden kaçtı.” Esin avluyu süpürmüş, tuz serpmiş köşelere, “Gece yarısı kapıyı açma, çağırır.” Sabah gelin dönmüş, utana sıkıla. Aşk derdiyle gelen gençlere gelince, Esin bir kaşık bal uzatırmış, “Yala, bekle; tatlı dil tatlı sonuç getirir.” Çiftçiler yağmur için uğrar, o bir dal koparıp toprağa diker, bulutlar toplanırmış üstte. Esin’in yolu gösterişsiz; ne tören ne ücret, sadece pratik bir akıl, doğanın bilgisi.
Hacılar’da Esin hâlâ avlusunda, Döşemealtı’nın tozlu yollarında bir işaret gibi. Ziyaretine gidenler azalır gibi görünse de, köyün hafızasında capcanlı; yolunu kaybedersen, zeytin dallarını takip et, avlu seni bulur. Esin sorar, “Hazır mısın değişime?” Cevabınla kaderin yazılır.