Finike Sahilkent Medyum Irmak
Denizin tuzlu nefesiyle büyüyen ben Finike Sahilkent Medyum Irmak, kumların arasında koştururken öğrendim bu sırrı; dalgalar fısıldar, rüzgâr taşır haberleri, ben de dinlerim sessizce. Küçük bir kulübem var sahilde, içerisi midye kabukları ve eski deniz feneri camlarıyla dolu; kapım çalındığında, “Gir, anlat” derim, gözlerimle görürüm zaten her şeyi. Bir balıkçı gelmişti geçen yaz, ağları boş diye üzgündü. Fincanı aldım, “Yarın dolunayda denize açıl, güneye dön” dedim. Sabah teknesi balıkla dolmuş, köye ziyafet çekmişler. Ben sadece gülümsedim: “Deniz bilir, sen sor.”
Aşk acısı çekenler, kayıp arayanlar hep beni bulur; Sahilkent’in sakin gecelerinde yıldızlar harita çizer önüme. Büyü mü sardı seni? Suya tuz at, dua et; ben zinciri kırarım ellerimle. Bir kız geldiydi, sevdiği unutmuş onu. “Gitme, bekle” dedim, “Dalga geri getirir.” Üç gece sonra adam kapıda, özür diler. Yeteneğim gösteriş değil, içten gelir; kalbin temizse kapım açık, yoksa rüzgâr savurur. Finike’nin portakal kokusu gibi tatlıyım, ama fırtınalarda kaya. Hâlâ buradayım, Sahilkent’in sahilinde Irmak; gel, otur yanıma. Hayatın dalgalarını birlikte okuruz, yolun aydınlanır. Ben medyumum, evet, ama asıl rehberim; seni denizin özgürlüğüne kavuştururum.