Gazipaşa Çilek Medyum Kardelen
Kırmızı meyvelerin tatlı kokusu havaya karışırken Gazipaşa Çilek Medyum Kardelen’in küçük dükkânı bir mıknatıs gibi çeker insanları. Kardelen, ne uzun cübbeler giyer ne de mistik müzik çalar; kot pantolonla, elinde taze demlenmiş adaçayıyla oturur tezgâhın arkasında, gülüşü komşu teyze gibi sıcaktır. Bir sabah kapıyı çalan emekli amca, “Torunum hasta, ne yapayım?” diye sormuş. Kardelen fincana bakmış, “Üç gün naber yedir, dua et; haftaya koşar oynar” demiş. Amca dönmüş bir hafta sonra, çocuk capcanlıymış; “Sihir mi bu?” diye sormuş. Kardelen kahkaha atmış: “Sihir sensin, inanç.”
Çilek’in pazar telaşından sıyrılanlar, Kardelen’e akar; o, sorunları bir dedikodu gibi dinler, çözümleri pratik tutar. Aşk mı battı? “Mesaj atma, bekle; çiçekle gelirse kalır.” Büyü mü sardı? “Limon tuzla yıkan, geçer.” Satıcılar hasat öncesi uğrar, “Çileklerim tutmadı” der; kadın bir tutam ot verir, “Bunu toprağa serp.” Ertesi gün bahçeler dolup taşar. Bir gelin adayı gelmiş ağlayarak, “Nişanlım soğudu.” Kardelen bakmış, “Kavga çıkarma, yemek yap; özler.” Gelin dönmüş nişanlısıyla el ele. Kardelen’in sırrı basit: Hayat karmaşık değil, kalp temizse yol açılır.
Gazipaşa Çilek’te Kardelen bugün de dükkânını açar, meyve kasalarının arasında. Mahalleli onu abla bilir, yabancılar tesadüfen bulur; ama bulan, unutmaz. Çilek kokusu gibi tatlı, ona uğra; sorunların bir fincan ayda erir, hayatına tazecik bir sayfa açılır.