İbradı Akçay Medyum Miray
Akçay’ın sarp yamaçlarında, İbradı Akçay Medyum Miray, dağların sert rüzgârı yüzünü yontmuş, ama içinde bir pınar gibi çağlayan yumuşaklık taşıyor. Sabahları kalkar, ceviz dallarından topladığı yaprakları kaynatır, sonra penceresinden ufka bakar. Köylüler onu “gören göz” diye anar; ne tabela asar kapısına, ne de sosyal medyada boy gösterir. Bir keresinde, yaşlı bir nine elinde tespihle gelmiş, “Oğlum nerede?” diye sormuş. Miray tek kelime etmeden elini tutmuş, gözlerini kapamış. Dakikalar sonra nine ağlayarak sarılmış: “Eve dönüyormuş, gördüm sanki.” Öyle bir güven ki, söz gerekmez.
Bu kadınla konuşmak, eski bir radyo frekansına süzülmek gibi. Aşk mı soruyorsun? “Kalbin titriyor, ama o da seni bekliyor; sabret, yollar kesişecek” der, çayını yudumlar. Büyü mü? “Taş koyamazlar sana, sen inanırsan.” Rüyalarını dinler, bazen güler, bazen dalar gider. Çobanlar yayladan iner, ona danır; toprağın bereketi, hayvanların sağlığı onda yankılanır. Bir gün bir delikanlı koşmuş: “Sevgilim terk etti!” Miray bakmış, “Git, üç gece oruç tut, dua et; döner.” Döndüğü gün delikanlı geri gelip teşekkür etmiş. Miray sadece gülümsemiş: “Ben söylemedim, gördüm.”
İbradı Akçay’da bugün de Miray var; telefon yerine doğanın sesini dinler. Modern hayatın curcunası ona uzak; o, dağların ritminde yaşar. Eğer oraya gidersen, kapıyı çalma, bekle. Miray seni görür, çağırır. Hayatındaki düğümleri o çözer, sana sadece “rahat ol” der.